Efsanevi Yaratıkların İsimleri ve Kökenleri
Kültür ve Dahası

Efsanevi Yaratıkların İsimleri ve Kökenleri

Elif Palaz
Elif Palaz

Dünya üzerinde bin bir türlü canavar veya yaratık efsanesi yer alıyor. Köklü bir geçmişe sahip Anadolu topraklarında da olduğu gibi başka ülkelerin de kendine has inançları ve efsaneleri bulunuyor. Peki farklı kültürlerin mitolojik yaratıkları hakkında bilgi sahibi olmaya ne dersiniz? Eğer cevabınız “Evet!” ise, gelin hep beraber birçok farklı hikayeye konu olmuş efsanevi yaratıkların isimleri ve kökenlerine yakından bakalım.

İlgili içerik: Mitolojik Yaratık İsimleri ve Hikayeleri

Loch Ness Canavarı/ İskoçya

İnsanlığın binlerce yıldır avlamaya çalıştığı efsanevi yaratık. Aslında biraz sempatik bile sayılabilir. Loch Ness Canavarı'nın, İskoçya’da bulunan Loch Ness Gölü'nde hayatta kalmayı başaran bir tür plesiosaur olduğuna inanılıyor. Canavarın İlk kez altıncı yüzyılda görüldüğü rapor edilmiş olsa da, "Loch Ness Canavarı" dünyanın gündemine 1934 yılında Londralı bir jinekolog olan Dr. Robert Kenneth Wilson'ın çektiği fotoğraflarla girmiş ve bundan sonra da popülerliği her geçen gün artmıştır. Bu fotoğraflar 21 Nisan 1934'te "Daily Mail" gazetesinde yayımlanmıştı.

Golem / Çek Cumhuriyeti

Çek Cumhuriyeti’nde Yahudi folklorunun bir amblemi olan Golem, birçok efsanede yer alır. En ünlüsü ise Prag Golemi hikayesidir. Golem, efsanelerde ruhu olmayan genelde kilden veya topraktan oluşturulan bir varlıktır. Orta Çağ’da tanrının isimlerinin veya sıfatlarının farklı şekillerde söylenmesi, bu kelimeleri oluşturan harflerin farklı şekilde dizilmesi veya bunların bir kağıda yazılarak yapılan muska ve tılsımlarla Golem oluşturulmasına ilişkin birçok efsane doğmuştur. Bir Musevi efsanesinin kahramanıdır, Talmud'da Âdem'in ruh üflenmeden önce bir Golem olduğu yazılıdır.

İnanışa göre haham Judah Loew Ben Bezalel tarafından kilden bir heykel yapılmış ve Musevi halkını koruması için canlandırılmıştır Alnına emet (אמת, doğruluk) kelimesi yazılan Golem Musevi halkını korumuş ve zamanla güç kazanmıştır. Fakat cumartesi günleri Golem’in çalışması yasaktır bu yüzden de alnından e harfi silinir böylece met (מת, ölüm) kelimesi alnında kalır ve cumartesi günü haraketsiz bir şekilde dururdu. İnsanlar bir cumartesi Golem’in alnından e harfini silmeyi unuturlar ve golem kontrolden çıkıp her şeyi yıkmaya ve insanlara zarar vermeye başlar. Ardından insanlar Golem’in alnından tüm harfleri silerler ve Golem parçalara ayrılıp dağılır. Golem’in parçalarının Prag'daki Altneu sinagogunun altındaki gizli bir odada bulunduğu söylenir.

Wolpertinger / Bavyera

Wolpertinger gerçekten de bu listede yaşayan en tuhaf fantazmagorik yaratıklardan biridir. Tavşan, sincap, geyik ve -sanki bu zaten yeterince tuhaf değilmiş gibi- sülün melezidir ve Bavyera ve Baden-Württemberg'in dağ ormanlarında dolaştığı söylenir. Eğer bir gün yolunuz Münih’e düşerse, Deutsches Jagd- und Fischereimuseum’da bu garip yaratık hakkındaki kalıcı sergiyi gezebilirsiniz.

Alkarısı / Orta Asya & Anadolu

Alkarısı, Türk, Anadolu ve Altay halk inancında lohusa dönemindeki kadınlara ve atlara musallat olduğuna inanılan yaratıktır. Efsanenin temelinin Şamanizm'e kadar uzandığına inanılır. Efsanelere göre Alkarısı, lohusaların ve yeni doğmuş çocukların ciğerleriyle beslenir. Alkarısı’ndan korunmak için çeşitli çarelerin olduğuna inanılır. Lohusa kadını yalnız bırakmamak, ışıkları sürekli yakmak, başucuna Kuran koymak, yüzünü kırmızı örtüyle örtmek bunlardan bazılarıdır.

İlgili içerik: Türk Mitolojisine Giriş: Tanrıların Hikayeleri ve Görevleri

Araştırmacılar aynı zamanda Alkarısı’nın “Lilith” olduğu tezini de ortaya atmıştır. Lilith'in Adem'in ilk karısı olduğuna ve onunla aynı anda yaratıldığı için Adem'e tabi olmayı reddettiğine ve bu yüzden lanetlendiğine inanılır.

Kraken / İskandinav Folkloru

Efsanevi Kraken, şimdiye kadar hayal edilen en korkunç canavarlardan biridir. Dev kafadanbacaklıdan ilk bahsedenlerden biri 1180'de Norveç'in İsveç Kralı Sverre'dir. İskandinav mitolojisinde yaratığın çok büyük olduğunu, deniz mürettebatını bir anda yiyip gemileri batırabileceğini anlatılır.

İlgili içerik: İskandinav Mitolojisi Tanrıları ve Yaratılış Hikayeleri

Vampir / Doğu Avrupa

Dünyanın en ünlü vampiri kuşkusuz, kazıklı Vovyaya’dır. Fakat biz şimdi biraz daha tarihin tozlu sayfalarına yakınlaşacağız. Vampir, yaşayanların yaşamsal özüyle (genellikle kan şeklinde) beslenerek varlığını sürdüren, folklordan gelen bir yaratıktır. Vampir varlıkları çoğu kültürde kaydedilmiştir; Vampir terimi Batı Avrupa'da, Balkanlar ve Doğu Avrupa'da bazı durumlarda cesetlerin kazığa bağlanmasına ve insanların vampirizmle suçlanmasına neden olan, önceden var olan bir halk inancının 18. yüzyıldaki kitlesel histeri raporlarından sonra popüler hale gelmiştir. Doğu Avrupa'daki yerel varyantlar, Arnavutluk'ta shtriga, Yunanistan'da vrykolakas ve Romanya'da strigoi gibi farklı isimlerle de biliniyordu. Modern zamanlarda, vampir genellikle hayali bir varlık olarak kabul edilsede; chupacabra gibi benzer vampir yaratıklara olan inanç bazı kültürlerde hala devam etmektedir.

Modern kurgunun karizmatik ve sofistike vampiri, 1819'da İngiliz yazar John Polidori'nin "The Vampyre" kitabının yayınlanmasıyla doğdu; hikaye oldukça başarılıydı ve tartışmasız 19. yüzyılın başlarındaki en etkili vampir çalışmasıydı. Bram Stoker'ın 1897 tarihli Dracula romanı, en iyi vampir romanı olarak biliniyor.

Zombiler / Antik Yunan ve Haiti

Aslında zombi hikayelerine birbirinden çok uzak iki toplumda da karşılaşılmıştır. İlki ise çok uzakta değil. Antik Yunanlılar genellikle mantığın ve rasyonel düşüncenin ataları olarak kabul edilirler, ancak onlar da zombi korkusuyla yaşıyorlardı. Arkeologlar, eski uygarlığın geceleri mezarlarından dirilecek olan ölümsüzlere inandığını gösteren kanıtlar ortaya çıkardıklarını iddia ediyorlar. İnsanların mezarlarına iliştirmek için taş ve amfora parçalarıyla ağırlaştırıldığı mezarlar bulmuşlardı.

Zombi folkloru da, Haiti'de yüzyıllardır, muhtemelen Batı Afrikalı kölelerin Haiti'nin şeker kamışı tarlalarında çalışmak üzere getirildiği 17. yüzyılda ortaya çıkmıştır. Acımasız koşullar, köleleri özgürlük özlemi içinde bıraktı. Bazı raporlara göre, bir zombinin yaşamı -ya da daha doğrusu ölümden sonraki yaşamı- köleliğin korkunç durumunu temsil ediyordu.

Jersey Şeytanı / Amerika

Amerika Birleşik Devletleri'nin Güney New Jersey ve Philadelphia folklorunda, Jersey Şeytanı (Leeds Şeytanı olarak da bilinir), Güney Jersey'deki Pine Barrens'de yaşadığı söylenen efsanevi bir yaratıktır. Yaratık genellikle toynakları olan iki ayaklı bir uçan olarak tasvir edilir, ancak birçok varyasyonu bulunmaktır. Genellikle Jersey Şeytanı at veya keçi benzeri bir kafa, kösele yarasa benzeri kanatlar, boynuzlar, pençeli ellerle küçük kollar, çatal toynakları olan bacaklar ve çatallı bir kuyruğa sahip iki ayaklı kanguru benzeri bir yaratık olarak tasvir edilir. Hızlı hareket ettiği söylenen canavar genellikle tiz bir "kan donduran çığlık" yayması ile ünlenmiştir. Evet, biraz sevimsiz bir yapısı var; haklısınız sevgili okuyucular.

Sirenler / Antik Yunan

Sirenler, modern zamanlarda yuva bulan bir başka mitolojik türdür. Güzel ve büyüleyici şarkı söyleyen, denizcileri ölüme çeken baştan çıkarıcı kadınlar hakkında birçok film ve dizi yapılıştır. Sirenlerden ayrıca, Odysseus'un Siren şarkısını duymak istediği için mürettebatına onu geminin direğine bağladığı meşhur Odyssey'de de bahsedilir. Zeki Odysseus temkinlidir ve sesten etkilenmemeleri için ekibinin kulaklarını balmumu ile doldurmasını sağlar ve strateji işe yarar.

Kurt Adam / Bilinmiyor

Kurt adam efsanesi birçok kültürde o kadar yaygındır ki, tam olarak nereden kaynaklandığını belirlemek zordur. Yunan mitolojisi, Zeus'un yemesi için kurban edilmiş bir çocuğa hizmet etmeye çalışan Arcadia kralı Lycaon'un hikayesiyle kurt adamları tanıştırmıştır. Hikayeye göre Zeus, Lycaon'un ahmak sunusuna o kadar kızmıştı ki, kralı ve tüm oğullarını kurt adama dönüştürmüştür. Bir de İskandinav panteonunun canavarı Fenrir, başlı başına bir kurt adam olmasa da gelmiş geçmiş en kötü canavar olmasıyla ünlüdür. İskandinav mitolojisinde, Loki ve Angrboda'nın oğlu Fenrir'in Ragnarök'ü getireceğini ve Odin'i yutacağı anlatılır.

Basilisk / Bilinmiyor

Bazı raporlar, Basilisk'in İtalyan ilminden geldiğini söylerken, diğerleri Yunan mitolojisinden doğduğunu söylüyor. Araştırmalara göre Basilisk tek bir bakışla insanları öldürme gücüne sahipti – her ne kadar fiziki olarak farklı olsa da Basilisk, Medusa'ya benzetilir. Yaratık, bir kurbağa tarafından kuluçkaya yatırıldıktan sonra bir horoz yumurtasından çıkmıştır ve Smithsonian'a göre “nefesi ile manzaraları soldurma” gücüne sahiptir.

İlgili içerik: Bir Yunan Mitolojisi Hikayesi: Medusa Efsanesi Nedir?

Minotor (Minotaur) / Antik Yunan

Minotaur, Yunan mitolojisinden bir başka efsanevi yaratıktır. İnsan-boğa melezi Minotaur, Kraliçe Pasiphaë ile bir boğa arasındaki bir ilişki sonrasında dünyaya gelmişti. Daedalus ve oğlu Icarus, Minotaur'u ve onun insanlara duyduğu açgözlü açlığı kilit altında tutmak için Pasiphaë'nin kocası Kral Minos'un emriyle bir labirent inşa etmişlerdir. Minotaur'un iştahını doyurmak ve onu labirentin sınırları içinde tutmak için yaratığa insan kurbanları sunulmuştur. Büyüyüp korkunç, kötü bir canavara dönüştüğü söylenen Minotaur, kahraman Theseus onu öldürene kadar labirentte yaşamıştır.

İlginizi çekebilir: Mitoloji Nedir? Mitoloji ve Tanrılar Hakkında Merak Edilenler

Kimera (Chimera) / Antik Yunan

Mitolojik Chimera, bir keçi-aslan gövdesine bağlı yılan kuyruğuna sahip ve ateş püskürten bir aslan kafasına sahip korkunç bir yaratıktır. Bir Kimera'nın gerçekte neye benzediğinin çeşitli versiyonları vardır. Yunan mitolojisine göre, Chimera, canavar Typhoeus ve yarı kadın- yarı yılan olan ortağı Echidna'nın yavrularından bir tanesidir. Bilimsel terimlerle, bir kimera iki veya daha fazla genotipe sahip bir organizmadır; örneğin, ölen bir ikizi ile beslenen bir fetüs bir kimeradır. Bazı araştırmacılar Kimera'nın aslında Türkiye'de binlerce yıldır yanmaya devam eden bir dağ olan Yanartaş Dağı'nın kişileştirilmiş hali olduğuna inanıyor.

İllüstrasyon: Jacopo Ligozzi / 1590 - 1610

Ejderha / Bilinmiyor

Ejderha, dünya çapında birçok kültürün folklorunda görülen büyük, yılan gibi efsanevi bir yaratıktır. Ejderhalarla ilgili inançlar bölgelere göre önemli ölçüde değişir, ancak Orta Çağ'dan bu yana batı kültürlerinde ejderhalar genellikle kanatlı, boynuzlu, dört ayaklı ve ateş soluyabilen varlıklar olarak tasvir edilmiştir. Doğu kültürlerinde ejderhalar genellikle kanatsız, dört ayaklı, ortalamanın üzerinde zekaya sahip yılan gibi yaratıklar olarak tasvir edilir. Ejderha efsaneleri dünyadaki hemen hemen tüm kültürlerde görülür.

Bunun yanı sıra bilim adamları bir ejderha fikrinin nereden geldiğine dair çok çeşitli hipotezler üretmiştir. Örneğin antropolog David E. Jones'un An Instinct for Dragons (2000) adlı kitabında, maymunlar gibi insanların da yılanlara, büyük kedilere ve yırtıcı kuşlara karşı içgüdüsel tepkileri miras aldıklarına dair bir hipotez öne sürmüştür. Araştırmasında her yüz kişiden yaklaşık 39'unun yılanlardan korktuğunu tespit eden bir araştırmayı aktaran ve yılan korkusunun özellikle çocuklarda, hatta yılanların nadir olduğu bölgelerde bile belirgin olduğunu belirtiyordu. Ejdarha kalıntısı olduğu öne sürülen fosillerin çoğu yılanlara benzer veya yılan benzeri özelliklere sahipti. Jones bu nedenle, insanların primat atalarının başlıca yırtıcıları olan yılanlardan ve diğer hayvanlardan doğuştan gelen bir korkuya sahip olmaları nedeniyle, ejderhaların neredeyse tüm kültürlerde ortaya çıktığı sonucuna varmıştır. Ejderhaların genellikle "nemli mağaralarda, derin havuzlarda, vahşi dağ geçitlerinde, deniz diplerinde, perili ormanlarda", ilkel insanlar için tehlikelerle dolu olabilecek her yerde yaşadığı söylenir.

Johann Justin Bertuch'un 1806 yılında çizmiş olduğu bir ejdarha illüstrasyonu

Van Gölü Canavarı / Türkiye

Yerli ve milli canavarımız Van Gölü canavarı olmasaydı bu içerik tam olarak bitmiş sayılmazdı.  Van Gölü Canavarı, Van ve Bitlis illeri arasında yer alan Van Gölü'nde yaşadığı ileri sürülen efsanevi bir yaratıktır. 1993 yılına dek kaynaklarda adından hiç söz edilmeyen yaratığı, bugüne dek gördüğünü iddia eden çok sayıda kişi bulunmaktadır. Ama yapılan araştırmalar göldeki ilk canavar vakasının 1889 yılında yaşandığını aktarmaktadır. Dönemin İstanbul'da yayın yapan Saadet gazetesinin, 28 Şaban 1306 (29 Nisan 1889) tarihli 1323 nolu nüshasında, canavarın Van Gölünde abdest almak isteyen bir kişiyi kapıp göle sürüklediği haberi yer almaktadır.

Varlığı gördüklerini söyleyen kişilerin belirttiklerine göre canavar 15 metre uzunluğunda, oldukça koyu bir renge sahip, sırtında sivri çıkıntıları olan, Plesiosaurus ya da Ichthyosaurus benzeri bir varlıktır. Zamanla bu varlığı gördüğünü iddia edenlerin sayısı artınca, olay basına da yansıdı ve bunun üzerine resmî kurumlar tarafından bölgeye bir bilimsel araştırma ekibi gönderildi. Ancak, yapılan araştırmalar sonucunda gölde olağan dışı herhangi bir varlığın olduğuna ilişkin hiçbir iz bulunamadı.