Bir Dadaistten Fazlası: Marcel Duchamp
Sanat

Bir Dadaistten Fazlası: Marcel Duchamp

sanatperver
sanatperver

Ekonomik durumu gayet iyi olan bir aileden gelen ve en sevdiği hobisi kronofotoğraf çekmek olan, Monet’ye hayranlık duyan, zaman zaman kadın kılığında da dolaşıp kendine “Rrose” adını uygun gören Marcel Duchamp, yirminci yüzyılın en önemli sanatçılarından birisidir. Duchamp’ın ortaya koyduğu eserler genelde Dadaist, sürrealist ve kübist sanat akımlarının içinde gösterilir. Ters koyduğu bir pisuvarı ”çeşme” adıyla sergileyen ve aldığı yoğun pozitif yorumlara şaşırıp Şişe askılığı ve pisuvarı meydan okumak için suratlarına fırlattım; ama şimdi de bunların estetik güzelliğini takdir ediyorlar.” sözleri, çağının çok ötesinde bir sanatçı olduğunun kanıtı niteliğindedir.

Rrose

Marcel Duchamp ve Dadaizm

Duchamp’ın çoğu sanat kuramı kitaplarında “dadaizmin babası” olarak tanımlandığına onlarca kez şahit olmuşuzdur. Kapsamlı bir araştırma sonrasında Duchamp’ın Dadaizm hakkında düşündüklerini irdelendiğinde, Duchamp araştıranları ters köşeye yatıracaktır. Ama Duchamp, Dada’nın gerekliliğine ama aynı zamanda gelişme noktasındaki yetersizliğine şöyle dikkat çekmişti;

Dada bir tür nihilizmdi ve ben buna büyük sempati duyuyorum. Belirli bir ruh halinden çıkmak için — yakın çevrenizden ya da geçmişten etkilenmeyi engelleyen, klişelerden kurtulmayı sağlayan — ve özgürleştiren bir yöntemdi. Dada’nın boşluk etkisi çok faydalıydı. Bir müshil olarak Dada çok etkiliydi.

Manasız ”Şeylerin” Güzelliği

Var olan sanatsal edebe bir tepki daha (pisuvar dahil) göstererek Mona Lisa kartpostalına bıyık çizmesi zamanında sanat çevrelerince bir çok tartışmaya yol açmıştı. Dönemin ünlü Kant’çı sanat eleştirmenlerinden Greenberg, Duchamp’ı sanatçı olarak görmüyordu. Greenberg’e göre Duchamp’ın varlığı gerçekten gereksizdi ve yapmış olduğu ”şeyler” oldukça manasızdı. Greenberg tarafından yok sayılmak o zamanlar sanat çevrelerinde dik ve kendinden emin bir duruş gerektirirdi.

Bıyıklı Mona Lisa, sanatçının verdiği isimle ”L.H.O.O.Q” (1919)

Duchamp da aynı Andy Warhol gibi süpermarketlerin bir tür modern sanatlar müzesi olduğunu düşünüyordu. ”Çeşme” adını eseriyle, günlük hayatta  kullandığımız hatta içine etmekten” çekinmediğimiz nesnelerle de sanat yapılabileceğini sanat dünyasına ve topluma göstermiş oldu.

Çeşme (1917)

Sanatı ve otoriteleri yok sayan ve reddeden Duchamp, karşı olduğu ‘’sanat estetiği’’ anlayışına rağmen, resim yapmaya başladığı ilk zamanlarda özellikle empresyonistlerden ve fovistlerden etkilendiğini kendisi de saklamamıştır. Bir tarzdan ötekine doğru hızla geçen Duchamp (ve de çabucak kavrayarak) kendine özgü yaklaşımları zamanla oluşturmaya başlamıştı. Hangi sanatçı başka bir sanatçıdan etkilendiğini inkar edebilir ki zaten?… Ne ”Merdivenlerden İnen Kadınlar” ne ”Bekarları Tarafından Çırılçıplak Soyulan Gelin”ne de ”Çeşme” onun en iyi eserlerindendi. O’na göre ”Büyük Camın Taşınırken Kırılması” en iyi eseriydi.

Büyük Camın Kırılması

Duchamp Sadece Dadaist Mi?

Bazı sanat çevrelerine göre zengin bir aileden geldiği için şımarmış ve zamanla delirmiş bir sanatçıdır, kimine göre ise ”sadece Dadaist” tir. Fakat Duchamp’ın sanatının hiçbir kategoriye giremeyecek olduğunu en iyi açıklayan şu sözleridir:

(Sanatsal açıdan çok kültürlü olmak için) çalışmak isterdim, fakat aslında ben korkunç tembelim. Çalışmaktan çok yaşamayı ve nefes almayı severim. Yaptığım işlerin gelecekte hiçbir sosyal önemi olabileceğine inanmıyorum. İşte bu yüzden, sanatım, yaşama sanatı olacaktı. Her saniye, her nefes, hiçbir yere kaybolmayan bir iştir, ne görsel ne de düşünseldir. Sürekli bir öfori (çoşku) halinden ibarettir.

Kaynaklar:

Büyük Sanatçıların Gizli Yaşamları — Elizabeth Lunday
Sanatın Sonundan Sonra — Arthur C. Danto
Marcel Duchamp — Özlem Kalkan Erenus