Nil Yalter: Feminist Sanat Akımının Efsanevi Temsilcisi
Sanat

Nil Yalter: Feminist Sanat Akımının Efsanevi Temsilcisi

Cansu Saçı
Cansu Saçı

Feminist sanat akımının öncü temsilcilerinden Nil Yalter, 1938 yılında Kahire’de dünyaya gelir. Gençlik yıllarını İstanbul’da geçiren sanatçı, lise eğitimini Robert Kolej’de tamamlar. Bu yıllarda kendini dans, tiyatro, resim ve pandomimle ifade etmeye başlar. Yalter henüz Robert Kolej’den yeni mezun olmuşken İkinci Cins kitabıyla feminizmle tanışır. Simone de Beauvoir’in bu eseri Yalter’i derinden etkiler. Bu nedenle sanat hayatının önemli bir bölümünde toplumsal cinsiyet ve kadınların düşük toplumsal statüsü gibi konuları işler.

Nil Yalter: İki Farklı Kültüre Ait Bir Kadın

Nil Yalter, 27 yaşında Paris’e taşındığında, Fransa’nın toplumsal ve siyasal olaylarından oldukça etkilenir. 1970’li yıllar boyunca ürettiği videolar ve performans çalışmalarında bu toplumsal olayların izleri görülür. Fransa’da oldukça politik bir hayat süren Yalter, erkek egemen estetik anlatılarını kendine has sosyolojik bakış açısıyla yorumlamaya başlar. Paris’teki sanat atölyesinde kadının sanattaki yerinin konuşulduğu toplantılar düzenler. Her ay düzenli olarak yapılan bu toplantılarda galerilerde kaç kadın çalışıyor kaçı etkin gibi soruların cevabı aranır. Yalter, hem göçmen hem de kadın olarak toplumsal alanda pek çok ayrımcılıkla karşılaşır. Bu nedenle çalışmalarında sadece feminizmin değil etno-kültürel temaların da izleri görülür. Aslında kendisinin Paris’te oldukça iyi denebilecek bir kariyeri vardır. Hatta 15 yıl boyunca Sorbonne Üniversite’sinde dersler verir. Fakat göçmen ve kadın olduğu “gerçeği” peşini hiçbir zaman bırakmaz. O tüm bunlara direnme yolu olarak feminist sanata sarılır. Hayatı boyunca pek çok sorunla karşılaşsa da sanata olan yaklaşımıyla hem Türkiye hem de Fransa toplumunda farkındalık yaratır.

Erkek Egemen Dünya’ya Direnme Yolu Olarak Feminist Sanat

İkinci dalga feminizm hareketi 1970’li yılların en güçlü politik hareketlerinden biridir. 19. yüzyılda olduğu gibi feminist hareket sadece siyasetin değil artık sanatın da bir parçasıdır. Nil Yalter, kadın kimliğinin sanatçı kimliğinin önüne geçmesinden son derece rahatsızdır. Bu nedenle yenilikleri takip etmekte oldukça cesur davranır. Sanatını icra ederken belirli bir yönteme sadık kalmaktan ziyade pek çok tekniği ayrı ayrı ya da bir arada kullanır. Nil Yalter feminist sanatla olan bağını şu şekilde anlatır: “O dönem dünyadaki tüm kadın sanatçılar, kaybedecek hiçbir şeyleri olmadığı için çok cesur işler yaptılar.”

Feminist Bir Manifesto: Başsız Kadın veya Göbek Dans

Nil Yalter’in Başsız Kadın veya Göbek Dans isimli çalışması 20 dakika uzunluğunda bir video performans üretimidir. Video, Türkçe tercümesiyle “gerçek kadın hem içbükey hem dışbükeydir” yazısıyla başlar. 20 dakika boyunca kadın bedenine odaklanılması son derece politik bir yaklaşım barındırır. Başsız Kadın veya Göbek Dans videosu hem Afrika’daki kadın sünnetlerine hem de Türkiye’deki kadının toplumsal konumuna ilişkin göndermelerle doludur. Yalter, kendi göbeğinin etrafına keçeli kalemle yazdığı yazılarla Anadolu’daki batıl inançlara son derece eleştirel bir ironiyle yaklaşır. Video boyunca Yalter’in göbek deliği merkezde yer alırken izleyici hem acıklı hem de güldürücü bir ayine tanık olur.

Videoyu izlemek için buraya tıklayabilirsiniz.

Toplumsal Kurgulara Alternatif Bir Gerçeklik

Yalter’in Kadınlar Hapishanesi ve Harem gibi eserleri feminist sanatın dünya genelindeki en çarpıcı örnekleri arasında yer alır. 16 ayrı fotoğraf karesinden oluşan Kadınlar Hapishanesi’nde hapishane mahkumlarından Mimi’nin hayat öyküsü anlatılır. Fotoğraf karelerinin her biri, bir puzzle parçası gibi tamamlanmayı bekler. Mimi’nin net bir görüntüsünün olmadığı bu çalışmada, onun hayatına dair ipuçları verilir. Aynı zamanda görüntüler akarken kendi sesinden hapishane günlerini anlatan hikâye izleyicilere dinletilir. Feminist etkinin fazlaca ön plana çıktığı bir diğer çalışma Harem’dir. Çalışmanın çekimleri 1980 yılında Topkapı Sarayı’nda gerçekleşmiştir. Hem video hem de fotoğraf tekniğinin kullanıldığı çalışmada iki genç kadının haremdeki 24 saatleri konu alınmıştır. Bu çalışmada kadının toplumsal alanda görmezden gelinen arzularına ve onların özel alana hapsedilmelerine bir gönderme yapılır. Nil Yalter’in eserleri Tate Museum, Fonds National Arts, İstanbul Modern ve Museum Ludwig gibi dünyaca ünlü müzelerin daimî koleksiyonları arasında bulunur.

Bu içerikler de ilginizi çekebilir:

Füreya Koral ve İlham Veren Hikayesi

Osmanlı Dönemi’nde Bir Şair: Nigar Binti Osman